Asgari ücretle geçinmeye çalışan milyonlarca çalışan, market fişlerindeki artışı her ay daha sert hissediyor ve kira, gıda, ulaşım ile enerji kalemleri gelirlerin önemli bölümünü eritirken geniş tanımlı işsizlik oranının yüzde 31 seviyesine dayandığı ifade ediliyor. Bu ağır tablo karşısında, iktidar çevrelerine yakınlığıyla bilinen Yeni Şafak gazetesinde kaleme alınan bir yazı, ekonomi yönetimine yönelik alışılmadık bir eleştiriyi gündeme getirdi. Özgür Bayram Soylu imzalı metin, yeni açıklanan Orta Vadeli Program’ı geçmiş hedeflerdeki sapmalar üzerinden ele alıyor ve bu sapmaları okuyucunun dikkatine sunuyor.
Yazıda, önceki programlarda ortaya konulan hedeflerin gerçekleşmemesi ironik bir dille işleniyor; ekonomi yönetiminin geçmiş performansına atıf yapılarak tutturulamayan hedefler sıralanıyor. Metinde, gelecek yıllara dair çizilen iyimser tabloya duyulan güvensizlik öne çıkarılıyor ve hedefleri milimetrik tutturan bir yönetimin pembe tablolarına inanmak gerektiği yönünde kinayeli ifadeler yer alıyor. Bu üslup, ekonomi politikalarına yönelik tartışmanın yönünü değiştiriyor ve eleştirinin dozunu artırıyor.
Yazının dikkat çeken bölümünde art arda sıralanan özür cümleleri bulunuyor; enflasyon hedefinden sapma, yıl sonu tahminlerinin yukarı çekilmesi ve tek haneli enflasyonun ileri bir tarihe ötelenmesi bu bölümde yer alıyor. Kamu çalışanlarına uygulanan toplu sözleşme oranları ile hedeflenen enflasyon arasındaki uçurum da eleştirilen başlıklar arasında bulunuyor. Büyüme hedefinin aşağı yönlü revize edilmesi ve bunun istihdam kayıplarına yansıması da metinde dile getiriliyor; bu ifadeler, ekonomik göstergelerle gündelik yaşam arasındaki bağlantıyı öne çıkarıyor.
Kredi kartları ve ihtiyaç kredilerine getirilen art arda sınırlamalar, yazının bir diğer eleştiri noktasını oluşturuyor. Ay sonunu ancak borçla getirebilen dar gelirli kesimin nefes alanının daraldığı belirtiliyor ve bu durumun, vatandaşı tefecilerin ve icra dairelerinin kapısına ittiği öne sürülüyor. Yazıda, resmi işsizlik verilerinin işgücü piyasasındaki gerçek tabloyu yansıtmadığı iddiası da yer alıyor; geniş tanımlı işsizliğin ulaştığı seviye, bu eleştirinin merkezinde duruyor ve istihdam kayıplarının faturasının çalışanlara çıkarıldığı ifade ediliyor.
Gıda enflasyonundaki görünüm, yazının ekonomiye dair en çarpıcı bölümlerinden biri olarak öne çıkıyor. Türkiye’nin gıda fiyatlarındaki artışta Avrupa ve OECD ülkeleri arasında ilk sıraya çıktığı belirtiliyor ve Avrupa Birliği ortalamasının 14 katına ulaşan gıda enflasyonu, sofralara yansıyan maliyet artışının somut göstergesi olarak sunuluyor. Market alışverişinde temel ürünlerin fiyatlarındaki yükseliş, dar gelirli ailelerin bütçesini zorluyor; yazı, bu tablonun ekonomi yönetiminin performansıyla doğrudan ilişkili olduğu değerlendirmesini yapıyor ve gıda harcamalarının hane bütçesindeki ağırlığının her geçen ay arttığını vurguluyor.
Yeni Orta Vadeli Program’ın açıklanmasının ardından ekonomi çevrelerinde farklı değerlendirmeler yapılıyor ve programın hedefleri ile geçmiş uygulamalar arasındaki tutarsızlık, yazının temel eleştiri eksenini oluşturuyor. İktidara yakın bir gazetede yayımlanan bu metin, ekonomi politikalarına yönelik tartışmanın sınırlarını genişletiyor. Vatandaşların gündelik yaşamında hissettiği geçim sıkıntısı, yazıdaki eleştirilerin somut zeminini oluşturuyor ve asgari ücretin açlık sınırının altında kalması, bu zeminin en görünür parçalarından biri olarak dikkat çekiyor.





