Yakınınızın aynı soruyu üst üste birkaç kez sorduğuna tanık olduysanız, bu sadece yaşlılık unutkanlığı olmayabilir. Türkiye’de bugün yaklaşık 700 bin kişi Alzheimer hastalığıyla mücadele ediyor. Nöroloji uzmanlarının verdiği bilgiye göre bu sayının 2050 yılına kadar 2,5 katına çıkması bekleniyor. Yaşam süresinin uzaması, hastalığın görülme sıklığını da her geçen yıl yukarı çekiyor.
Alzheimer yalnızca hastanın değil, ona bakan ailenin ve yakın çevrenin hayatını da baştan sona değiştiriyor. Beyin hücreleri ilerleyici biçimde hasar gördükçe kişinin günlük yaşamı, ilişkileri ve bağımsızlığı adım adım daralıyor. Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Neşe Tuncer, hastalığın riskini azaltmada 10 etkili önlemi ve tanı-tedavide umut veren gelişmeleri anlattı. Tuncer’e göre hastalık, ilk belirtiler görünmeden yaklaşık 20 yıl önce beyinde değişikliklerle başlıyor.
Bu uzun sessiz dönem, Alzheimer’ı diğer birçok hastalıktan ayırıyor. 70’li yaşlarında bellek yakınması yaşayan bir kişide süreç aslında 50’li yaşlarda başlamış olabiliyor. Yani orta yaşta verilen sağlık kararları, ileriki yıllarda beynin durumunu doğrudan etkiliyor. Bu nedenle hastalığı yalnızca yaşlılık döneminin sorunu olarak görmek, korunma açısından önemli bir fırsatı kaçırmak anlamına geliyor.
Peki hangi alışkanlıklar bu tabloyu hazırlıyor? Uzmanların sıraladığı risk faktörleri arasında hareketsiz bir yaşam, kontrol altına alınmamış tansiyon, yüksek kolesterol ve tedavi görmeyen hipertansiyon bulunuyor. İşitme kaybının tedavi edilmemesi, diyabet ile insülin direnci, obezite, sigara ve alkol kullanımı da listede. Sosyal izolasyon ve yalnızlık, yetersiz uyku, depresyon, kafa travması öyküsü ile hava kirliliğine maruz kalma diğer başlıklar arasında.
Beslenme alışkanlıkları da bu denklemin merkezinde duruyor. İşlenmiş gıdalar, aşırı şeker ve trans yağ ağırlıklı bir düzen, beyin sağlığını olumsuz yönde etkileyen etkenler arasında gösteriliyor. Buna karşılık hastalığın ilerleyişini yavaşlatmak ve riski düşürmek mümkün. Prof. Dr. Tuncer, bu noktada yaşam tarzında yapılacak değişikliklerin koruyucu etkisi olduğunu belirtiyor.
Hastalığın erken evrelerinde belirtiler çoğu zaman gözden kaçar. Yakın zamanda yaşanan olayların unutulması, aynı soruların defalarca sorulması ya da tanıdık kelimelerin hatırlanamaması ilk işaretler arasında yer alıyor. Bu değişimler sinsi biçimde ilerlediği için çoğu aile, sorunun boyutunu ancak günlük yaşam belirgin şekilde aksadığında fark ediyor.





