Stockholm’ün banliyölerinde yaşamını sürdüren sığınmacılar, İsveç’in göçmenlere yönelik yeni geri dönüş teşvik programına mesafeli duruyor. Ülkeye yerleşen ve burada güvenli bir hayat kuran farklı kökenlerden insanlar, kendilerine sunulan maddi teklife rağmen ülkelerine dönmeyi düşünmüyor. Yaklaşan genel seçimler öncesinde hükümetin en önemli propaganda araçlarından biri haline gelen program, yüksek miktarda para desteği vaat etmesine karşın beklenen ilgiyi henüz görmedi. Sokaklarda konuştuğumuz kişiler, burada kurdukları düzeni ve çocuklarının eğitimini geride bırakmanın kendileri için gerçekçi bir seçenek olmadığını anlatıyor. Programın tanıtımı ne kadar geniş tutulsa da mahallelerdeki gündelik hayat, teklifin henüz karşılık bulmadığını gösteriyor.
Sağ koalisyon hükümeti, Avrupa Birliği dışından gelen göçmenlere ülkeyi terk etmeleri koşuluyla 37 bin dolara kadar para teklif etmeye başladı. Göçü ve suç oranlarını azaltma sözüyle göreve gelen hükümet, meclis dışından destek aldığı aşırı sağcı Demokratlar’ın baskısıyla geri dönüş teşvikini devreye aldı. Yaklaşık 1,3 milyar kronluk bütçeyle hazırlanan program, internet sitelerinde çok dilli olarak tanıtılıyor. 13 Eylül’de yapılacak genel seçimler yaklaşırken bu uygulama, iktidar koalisyonunun seçim kampanyasındaki en önemli araçlarından biri olarak dikkat çekiyor. Hükümet yetkilileri, teşvikin gönüllülük esasına dayandığını ve göçmenleri zorlamadığını her fırsatta yineliyor. Buna karşın muhalefet, uygulamanın asıl amacının seçmen nezdinde sert bir görüntü çizmek olduğunu savunuyor.
Bir dönem sığınmacılara yönelik açık kapı politikasıyla anılan İsveç, son yıllarda sınırlarını kapatarak kıtanın en katı göç rejimlerinden birine yöneldi. Bu dönüşüm, yalnızca ülke içinde değil, Avrupa genelinde de yankı buluyor. 2015 sığınmacı krizinden bu yana milliyetçi partilerin oy tabanını genişlettiği kıtada, İsveç’in uygulaması diğer ülkelerdeki sağ partiler tarafından yakından izleniyor. Almanya için Alternatif gibi sağ partilerin temsilcileri, sosyal ve ekonomik yükleri gerekçe göstererek benzer geri dönüş teşviklerinin kendi ülkelerinde de karşılık bulacağını savunuyor. Bu partiler, İsveç’teki adımı kendi seçmenlerine örnek olarak sunuyor. Göçmen karşıtı söylemin Avrupa genelinde nasıl yayıldığını gösteren bu tablo, İsveç’teki programı kıtanın dört bir yanından izlenen bir deneye dönüştürüyor.
Göç araştırmacıları ise bu tür adımların kitlesel bir dönüş yaratmaktan uzak olduğunu dile getiriyor. Uzmanlara göre bu programlar, seçmene sert duruş sergilemek amacıyla hayata geçirilen sembolik hamleler niteliği taşıyor. Yüksek maddi teklife rağmen yılbaşından bu yana programa başvuranların sayısı 200’ü bulmadı. Bu tablo, araştırmacıların tezini destekler nitelikte bir görünüm ortaya koyuyor. Uzmanlar, göçmenlerin büyük bölümünün yıllar içinde burada kök saldığını, iş ve sosyal çevre edindiğini hatırlatıyor. Sadece para teklif ederek bu bağları koparmanın mümkün olmadığını vurguluyorlar. Başvuru sayısının düşüklüğü, bu değerlendirmeyi somut biçimde ortaya koyuyor.
Aşırı sağ kanat, yardımın İsveç vatandaşlığına geçmiş kişileri de kapsayacak biçimde genişletilmesini talep ediyor. Muhalefet ve insan hakları örgütleri ise uygulamayı toplumu kutuplaştıran tehlikeli bir popülizm olarak değerlendiriyor. Başkent Stockholm’ün banliyölerinde yaşayan sığınmacılar, baskılardan uzak ve güvenli bir yaşam kurduklarını belirterek geri dönmeyi düşünmediklerini ifade ediyor. Farklı kesimlerin karşıt tutumları, programın seçim öncesi siyasi atmosferde nasıl bir yer edineceğini belirleyecek. Kamuoyu araştırmaları, seçmenin önemli bölümünün göç konusunda daha sıkı politikalar istediğini gösteriyor. Ancak bu talebin teşvik programına doğrudan destek anlamına gelip gelmediği henüz net değil.
İsveç yönetimi, göçmenlere yönelik maddi teşvikin yanında hukuki alanda da sınırlayıcı adımlar atmaya devam ediyor. Ülkede kalıcı oturma hakkı verilmesi uygulamasından vazgeçiliyor; süreli izinler ise artık üç yılda bir yeniden masaya yatırılıyor. Bu tür düzenlemeler, göçmenlerin ülkedeki hukuki konumunu adım adım zayıflatıyor. Söz konusu değişiklikler, teşvik programının tek başına ele alınacak bir araç olmadığını gösteriyor; uygulama, göç politikasında hayata geçirilen daha kapsamlı bir dönüşümün parçası olarak okunuyor. Hükümet, bu adımların göç yönetimini daha düzenli hale getireceğini savunuyor. Muhalefet ise düzenlemelerin hukuki güvencesizlik yarattığını ve göçmenleri belirsizliğe ittiğini dile getiriyor.





