Ceza hukukçusu Prof. Dr. Hasan Sınar’ın değerlendirmeleri, son dönemde AK Parti’ye yönelik açılan soruşturmaların kamuoyunda yarattığı algının aksine bir tabloyu ortaya koyuyor. Sınar’a göre bu gelişmeler, iktidarın güç kaybettiği anlamına gelmiyor. Aksine, ilerleyen süreçte yaşanacak bir güç devri için hazırlık yapan gruplar arasındaki çekişmenin dışavurumu olarak değerlendiriliyor. Üniversite kürsülerinden siyasetin iç dinamiklerine dair yaptığı analizlerle bilinen akademisyen, mevcut tabloyu “kazanın kaynaması” olarak nitelendiriyor. Sınar, bu benzetmeyi yaparken, yüzeyde görünen çatışmaların aslında derinlerde örülen yeni ittifakların ve rekabet hatlarının bir yansıması olduğunu anlatmaya çalışıyor. Ona göre, kamuoyunun dikkatini çeken bu operasyonlar, tek başına ele alındığında yanıltıcı bir resim çiziyor; asıl mesele, iktidar blokunun kendi içinde yaşadığı dönüşümün sancılarından ibaret.
Sınar, bu süreçte bazı isimlerin feda edilmeye başlandığını, gruplar arasında birbirini avlama ve ifşa etme yarışının yaşandığını ifade ediyor. Ona göre operasyonların perde arkasında, gelecekteki güç paylaşımında avantaj elde etmek isteyen ekiplerin hamleleri yatıyor. Hukukçu, bu durumu yanlış okuyanların olduğunu ancak bu kargaşanın iktidarın zayıflığından çok, içindeki rekabetin tırmandığına işaret ettiğini belirtiyor. Devletin tüm imkânlarının hâlâ aynı ellerde olduğunu ve bu gücü bırakma niyetinin bulunmadığını sözlerine ekliyor. Bu noktada, kavga eden grupların tamamının aynı siyasi gelenekten geldiğini ve temel hedeflerinin ortak olduğunu vurguluyor. Aralarındaki ayrışmanın, ideolojik bir kopuştan ziyade, gelecekteki liderlik ve kadrolaşma mücadelesinden beslendiğini dile getiriyor.
Yargıtay’a gönderilen ve ana muhalefet partisini ilgilendiren mutlak butlan dosyasına ilişkin de konuşan Sınar, bu sürecin baştan sona hukuk dışı bir nitelik taşıdığını savunuyor. Dosyanın bir hukuk meselesi olmaktan çok siyasi bir dava olduğunu ve akıbetinin de bu çerçevede belirleneceğini aktarıyor. Sürecin devam edip etmemesinin, atanan isimlerin mevcut siyasi yapıya sağladığı fayda ile doğru orantılı olduğunu dile getiriyor. Eğer bu isimler siyaseten işlevsel bulunursa sürecin süreceğini, aksi bir kanaat oluşursa iptal yolunun açık olduğunu kaydediyor. Sınar, ayrıca böyle bir dosyanın varlığının dahi, hukuk güvenliği açısından ciddi bir sorun teşkil ettiğini hatırlatıyor. Bir siyasi partinin kapatılma tehdidiyle karşı karşıya kalmasının, sadece o partiyi değil, tüm siyasal sistemi istikrarsızlaştırdığını ve bunun da demokratik işleyiş üzerinde olumsuz etkiler yarattığını söylüyor.
Akademisyen, Türkiye’de yüksek yargı da dâhil olmak üzere siyasi içerikli davalarda yalnızca hukuki teamüllere göre karar verildiğine dair inancını artık taşımadığını açık bir dille ifade ediyor. Bu tespitini butlan kararının hemen ardından kurulan yeni parti ile ilişkilendirerek değerlendiriyor. Sınar, sürecin hukuki zeminden çıktığını gösteren en önemli göstergenin, kararın her an bozulabileceğine dair piyasada dolaşan söylentiler olduğunu söylüyor. Bu dedikoduların, yargısal sürecin nasıl işletildiğinin de bir kanıtı olduğunu aktarıyor. Ona göre, bir yargı kararının akıbetinin kulaktan kulağa yayılan beyanlarla konuşulması, hukuk devleti ilkesinin ne kadar derinden yaralandığını gözler önüne seriyor. Bu durumun, yargıya olan toplumsal güveni de her geçen gün daha fazla aşındırdığını belirtiyor.
Yeni partinin etkisiz hale getirilmesi için mevcut dosyanın bozulabileceği yorumlarına da değinen hukukçu, yargı mercilerinin böyle bir fonksiyonunun olamayacağını hatırlatıyor. İdeal olanın, mahkemelerin dışarıdaki gelişmelere kapalı bir şekilde önündeki uyuşmazlığı kanun ve içtihatlara göre çözmesi olduğunu belirtiyor. Ancak Türkiye pratiğinde işlerin bu şekilde yürümediğini, tam tersi bir tablo ile karşı karşıya kalındığını ifade ediyor. Bu durumun, kararların mevcut siyasi iktidarın çıkarlarına göre şekillenmesine yol açtığını kaydediyor. Sınar, son olarak, bu tür bir pratiğin içinde bulunduğu kısırdöngüyü aşmanın ancak yargı bağımsızlığının güvence altına alınmasıyla mümkün olabileceğine dikkati çekiyor.





