Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın üç ayrı anketten derlediği verilere göre, ekonomiyi takip eden kesimlerin fiyat artışına ilişkin tahminleri arasındaki fark kapanmıyor. Piyasa katılımcıları, imalat sanayi firmaları ve hanehalkına sorulan sorulara verilen yanıtlar, gelecek bir yıla dair üç ayrı tablo ortaya koyuyor. Aynı ülkede yaşayan insanların, aynı dönem için bu kadar farklı enflasyon rakamı telaffuz etmesi, geçmişte yaşanan fiyat dalgalanmalarının hafızalarda bıraktığı izi gösteriyor. Özellikle market alışverişini her gün yapan geniş kesimlerin tahminleri, finans dünyasının öngörülerinin çok üzerinde seyrediyor.
Hanehalkının on iki ay sonrasına ilişkin yıllık tüketici enflasyonu beklentisi, bir önceki aya kıyasla 0,02 puan artarak yüzde 45,60 seviyesine ulaşmış durumda. Aynı dönemde finansal kuruluşların ve piyasa uzmanlarının tahmini ise yalnızca 0,01 puanlık bir artışla yüzde 23,70 olarak ölçüldü. İmalat sanayinde faaliyet gösteren firmaların beklentisi ise 0,30 puanlık bir düşüşle yüzde 32,50’ye indi. Bu tablo, fiyat artışından en çok etkilenen geniş kesimlerin, yönetilen politikaların etkisi konusunda çok daha temkinli olduğunu ortaya koyuyor. Sokaktaki insan ile piyasadaki uzman arasındaki bu ayrışma, hayat pahalılığının gündelik yaşamdaki ağırlığını gözler önüne seriyor.
Yıllık bazda karşılaştırma yapıldığında ise daha çarpıcı bir tablo beliriyor. Geçen yılın eylül ayında yüzde 52,99 olan hanehalkı beklentisi, bu yıl aynı dönemde yüzde 45,60’a geriledi. Reel sektörün tahmini de 36,80 seviyesinden 32,50’ye indi. Ancak piyasa katılımcılarının beklentisi, geçen yılki yüzde 22,25 seviyesinden bu yıl 23,70’e yükseldi. Bu farklılaşma, vatandaşın fiyat artışındaki yavaşlamayı hissedemediğini, finans dünyasının ise daha iyimser bir tablo çizdiğini gösteriyor. Gelecek bir yıl içinde enflasyonun düşeceğini bekleyen hanehalkı oranı da geriledi; söz konusu oran bir önceki aya göre 0,60 puanlık azalışla yüzde 16,25 oldu.
Katılımcıların döviz kuru tahminleri de gündelik hayatın ekonomik yansımasını ortaya koyuyor. Hanehalkının on iki ay sonrası için öngördüğü dolar kuru, önceki aya göre 1,43 liralık artışla 55,90 liraya çıktı. Kadınların kur tahmini 54,7 lira olurken, erkeklerde bu rakam 56,8 lira olarak ölçüldü. Aylık geliri iki asgari ücretin üzerinde olan kesimin dolar beklentisi ise 56,3 lira seviyesinde şekillendi. Kur beklentisindeki bu yükseliş, tasarruf sahiplerinin Türk lirasındaki değer kaybı endişesini sürdürdüğünü gösteriyor. Özellikle dar gelirli kesimin kur tahminindeki farklılık, gelir düzeyine göre ekonomik algının nasıl değiştiğini gözler önüne seriyor.
Konut fiyatlarına ilişkin beklentiler de aşağı yönlü bir seyir izliyor. Gelecek bir yıl için öngörülen fiyat artışı, önceki aya göre 1,44 puanlık düşüşle yüzde 30,69 oldu. Bu tahmin, asgari ücret ve altında geliri olanlarda yüzde 32,9 düzeyinde, iki asgari ücret ve üzerinde kazananlarda ise yüzde 29,1 olarak kaydedildi. Barınma maliyetlerinin geniş kesimler için hâlâ en önemli gider kalemlerinden biri olduğu anlaşılıyor. Kirada oturan ve ev sahibi olmayı planlayan insanlar için bu rakamlar, tasarruf hedeflerini yeniden gözden geçirmeleri anlamına geliyor. Yüksek konut fiyat artışı beklentisi, birikim yapmayı planlayan dar gelirli ailelerin işini zorlaştırıyor.
Yatırım tercihlerine bakıldığında altının zirvedeki yerini koruduğu görülüyor. Nakit varlığı olması durumunda altın alacağını söyleyenlerin oranı, önceki aya göre 1,7 puan artarak yüzde 43’e ulaştı. Ev, dükkân veya arsa almak isteyenlerin payı ise 3,5 puanlık kayıpla yüzde 33,6 oldu. Diğer seçenekler arasında vadeli mevduatın payı yüzde 7,3, dövizin payı yüzde 4,2, borsanın payı yüzde 3,2, Türk lirasına dayalı yatırım fonlarının payı ise yüzde 1,8 olarak kaydedildi. Altına olan bu yönelim, vatandaşın enflasyona karşı kendini koruma arayışının somut bir göstergesi. Geleneksel bir birikim aracına duyulan bu güven, diğer yatırım kanallarına olan ilginin sınırlı kaldığını ortaya koyuyor.




