Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum’un yeni anayasa çağrısı, siyasetin gündemine yerleşirken Uçum kaleme aldığı yazıda yeni anayasanın Türkiye Cumhuriyeti için artık kaçınılmaz olduğunu savundu ve bu açıklama daha önce dile getirdiği seçim tarihi öngörüsünün ardından geldi. Uçum, Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkanvekili olarak da görev yapıyor ve buradaki konumu, yaptığı değerlendirmelerin kurumsal bir çerçevede okunmasına yol açıyor. Söz konusu çağrının, iktidar kanadının uzun süredir konuştuğu başlıkları tek bir metinde toplaması dikkat çekiyor.
Uçum’un “Türkiye’nin yeni anayasa gündemi” başlıklı yazısı, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçiş ve Terörsüz Türkiye sürecini bu kararlılığın adımları olarak tanımlıyor; yazıda gelinen aşamada yeni bir anayasanın gerekliliğine vurgu yapılıyor. Uçum, yeni anayasanın Türkiye’nin büyük yürüyüşünde itici güç olacağını ifade etti ve Türkiye Yüzyılı vizyonunun en büyük hedeflerinden birinin yeni anayasa olduğunu belirtti. Bu ifadeler, anayasa tartışmasının yalnızca hukuki bir mesele olarak değil, aynı zamanda siyasal bir vizyon başlığı olarak ele alındığını gösteriyor. Yazının bütünü, sistem değişikliğinin ardından kurumsallaşma arayışının sürdüğü yönünde bir çerçeve çiziyor.
Başdanışman, yüzde 50+1 kuralına ilişkin de değerlendirmelerde bulundu ve halkın sistem içindeki iradesini güçlendiren iki etkili oy imkânı ile söz konusu yüzde elli bir oranına dayalı kuralın, halka rağmen değiştirilemeyeceğini söyledi. Halkın, iradesini zayıflatacak hamlelere geçit vermeyeceğini dile getiren Uçum, bu ifadeleri seçim sistemi tartışmalarının yoğunlaştığı bir dönemde paylaştı. Böylece hem cumhurbaşkanlığı seçiminin usulü hem de anayasa değişikliğinin yöntemi aynı tartışmanın parçası haline gelmiş oldu. Başdanışmanın bu bölümdeki vurgusu, mevcut sistemin temel parametrelerinin korunacağı mesajını öne çıkarıyor.
Uçum, geçtiğimiz günlerde seçim tarihine dair net bir öngörü paylaşmıştı ve Cumhurbaşkanlığı seçiminin 16 Nisan 2028’de yapılabileceğini söylemişti. Bu tarihin Cumhurbaşkanlığı sistemine geçiş referandumunun tarihi olduğunu ve sembolik anlam taşıdığını belirtmiş, Recep Tayyip Erdoğan’ın son kez aday olacağını da o dönemde açıklamıştı. Tarihin referandumla aynı güne denk getirilmesi, mesajın sembolik yönünü güçlendirirken seçim takvimine ilişkin beklentileri de şimdiden biçimlendirmiş durumda. Bu öngörü, anayasa çağrısıyla birlikte okunduğunda daha geniş bir siyasi takvime işaret ediyor.
Yeni anayasa tartışması, siyasi partiler arasında farklı beklentileri beraberinde getiriyor ve Uçum’un yazısında Cumhur İttifakı’nın bu süreci başaracağına duyulan güven dile getiriliyor. Metinde, dönemin Türkiye Yüzyılı olduğu ve vaktin yeni anayasa vakti olduğu ifade ediliyor; açıklamaların, önümüzdeki dönemde anayasa çalışmalarına ilişkin tartışmaları şekillendirmesi muhtemel görünüyor. Muhalefetin bu çağrıya nasıl yanıt vereceği ise belirsizliğini koruyor ve partiler arasındaki beklenti farkları sürecin seyrini belirleyecek gibi duruyor. İttifak cephesindeki iyimserlik ile muhalefet kanadındaki temkinli tutum arasındaki mesafe, tartışmanın ana eksenini oluşturuyor.
Uçum’un açıklamaları, seçim takvimi ve anayasa değişikliği başlıklarını aynı zeminde buluşturuyor; başdanışmanın yazısı, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin kurumsallaşması vurgusunu öne çıkarıyor. Yeni anayasa çağrısı, muhalefet cephesinde nasıl bir karşılık bulacağı sorusunu da beraberinde getirdi ve siyaset kulislerinde bu çıkışın zamanlaması ile muhtemel yansımaları konuşuluyor. Zamanlamanın, seçim öngörüsünün hemen ardından gelmesi, iki başlığın birlikte planlandığı izlenimini güçlendiriyor. Önümüzdeki günlerde konunun Meclis gündemine taşınıp taşınmayacağı ise merakla izleniyor.





