Bir çocuğun eğitim hayatı, yalnızca sınıfta geçirdiği saatlerle ölçülmüyor. Özel öğrenme güçlüğü tanısı konan bir öğrencinin velisi, yaşadığı süreci anlatırken çocuğunun iki kez sınıf tekrarına kaldığını ve okulla ilişiğinin kesildiğini dile getirdi. Velinin başvurusunda yer alan ifadelere göre, çocuğun Rehberlik ve Araştırma Merkezi tarafından düzenlenmiş raporu ile Çocuklar İçin Özel Gereksinim Raporu bulunuyordu. Ancak okul yönetimi, Özel Eğitim Hizmetleri Yönetmeliği’nin ilgili maddelerinde öngörülen koşullara uygun olmadığını sözlü olarak veliye bildirdi.
Velinin İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’ne durumu iletmesinin ardından çocuğun kaynaştırma ve bütünleştirme öğrencisi olarak değerlendirildiği kendisine tebliğ edildi. Buna karşın sınavlarda bireyselleştirilmiş eğitim programına uygun tedbirlerin uygulanmadığı, öğrencinin diğer arkadaşlarıyla aynı sınav koşullarına tabi tutulduğu öne sürüldü. e-Okul sistemindeki kayıtlara göre özürsüz devamsızlık süresi aşılmadığı halde, devamsızlık sınırının geçildiği ve iki kez sınıf tekrarı yapıldığı gerekçesiyle çocuğun okulla ilişiği kesildi. Veli, tüm bu uygulamaların çocuğunun eğitim hakkını engellediğini ve engellilik temelinde ayrımcılığa yol açtığını iddia etti.
Başvuru üzerine yürütülen incelemede, muhatap kurum olan Bayrampaşa Kaymakamlığı İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü yazılı görüş sundu. Görüşte başvuru konusuna dair ek bir açıklama yapılmadı; bunun yerine e-Okul devamsızlık çizelgesi, özel eğitim değerlendirme kurulu eğitim planı, BEP geliştirme birimi toplantı tutanağı ve ilçe milli eğitim müdürlüğü inceleme raporu gibi belgeler dosyaya eklendi. Bu yazılı görüş, ilgili mevzuat hükümleri doğrultusunda 7 Ağustos 2025 tarihinde başvurana tebliğ edildi. Başvuran, yasal süresi içinde bu görüşe karşı herhangi bir cevap sunmadı.
Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu, 24 Haziran 2026 tarihli ve 2026/690 sayılı kararında başvuruyu engellilik temelinde ayrımcılık yasağı çerçevesinde değerlendirdi. Kurumun kararında, eğitim hakkının Anayasa ile güvence altına alınmış temel bir hak olduğu vurgulandı. Eğitimin yalnızca kişilere doğrudan fayda sağlayan bir kamu hizmeti olmadığı, aynı zamanda geniş toplumsal işlevleri bulunduğu belirtildi. Kararda, demokratik toplum düzeninin işleyişi açısından eğitimin taşıdığı role yer verildi.
İnceleme sürecinde, başvuranın çocuğuna ilişkin eğitsel değerlendirme ve tanı sürecinin usulüne uygun yürütülüp yürütülmediği de ele alındı. Kurum, çocuğun ihtiyaçlarına uygun bireyselleştirilmiş eğitim programı hazırlanmasının gerekip gerekmediğini değerlendirdi. Kararda, özel öğrenme güçlüğü bulunan bir öğrenci için BEP hazırlanmasına gerek olmadığı yönündeki tutumun ayrımcılık oluşturduğu sonucuna varıldı. Bu tespit doğrultusunda, ilgili kişilere 25.000 TL idari para cezası verilmesi kararlaştırıldı.
Karar, eğitim kurumlarının özel gereksinimli öğrencilere yönelik yükümlülüklerini yeniden tartışmaya açtı. Bireyselleştirilmiş eğitim programının, tanı almış her öğrenci için ayrı ayrı hazırlanması ve sınavlarda bu programa uygun tedbirlerin uygulanması gerekiyor. Mevzuat, kaynaştırma ve bütünleştirme yoluyla eğitim gören öğrencilerin hak kaybı yaşamamasını güvence altına almayı amaçlıyor. Kurumun verdiği ceza, bu yükümlülüklerin yerine getirilmemesi halinde idari yaptırım uygulanabileceğini gösterdi.




